Deniz’e kitap bakmak için Armada Remzi Kitabevine gittiğimizde yeni çıkanlarda rastlamıştım Yılmaz Tekin’ in siMİTçi -olmak isteyenler için önerileri- kitabına. Emekli bir MİT mensubunun okurken gülümseten, MİT’e girişini, tayinleri… Gülümseyerek okuduğum hikayelerden en çok aklımda kalanı, kuruma yeni alınan gençlere amirleri tarafından ‘Genel Adab-ı Muaşeret ve Görgü Kuralları’ kitabının hediye edilmesi oldu. Bunu bitirince yıllardır okumak istediğim ama bir türlü denk getirip okuyamadığım Bay Pipo‘ yu aldım. Benim satın aldığım 51. baskı idi, o kadar çok zamandır satışta / o kadar çok satmış. MİT’ le ilgili anlatılanlar bu sefer o kadar neşeli hatıralar değildi, kitabı mutsuz şekilde bitirdiğimi söyleyebilirim. Hemen peşinden de Erdal Sarızeybek‘ in İhaneti Gördüm kitabına başlayıp bitirdim. Emekli albay Sarızeybek kitabında güneydoğuda yaşanan terörün neden bir türlü bitirilemediğini kendi bakış açısından sunuyor. Hızlı bitirdiğim bir kitap oldu.
Sonra çocukken hızlı okuduğum, aklımda çok az kısmı kalan Kemal Tahir kitaplarına döndüm. Tertemiz yeni baskılarını aldığım ‘Esir Şehir Üçlemesi’ kitaplarını bir haftada bitirdim: Esir Şehrin İnsanları, Esir Şehrin Mahpusu, Yol Ayrımı. Kemal Tahir’i okumak zihnimi tazeledi. Keşke elimde olsa da tanıdığım herkese bu üçlemeyi okutturabilsem.
Sonra da tarih kitaplarına sardım. İstanbul’ un fethi ile ilgili hep yabancı kaynaklardan derlenmiş birşeyler okumak isterdim. 1453 Son Büyük Kuşatma, tam da böyle bir tarihi kitap. Türklerin (ve beraberlerindeki diğer Müslüman milletlerin) İstanbul’ u fethetmek için nasıl çabaladıklarını, fetihten sonra Fatih’ in İstanbul’ un yağmalanmasının önüne geçmek için nasıl çabaladığını ama başarılı olamadığını, Fatih’ in kendisini neden sadece Osmanlı değil aynı zamanda Doğu Roma İmparatoru olarak da gördüğünü öğrendim. Gemileri karadan yürüten Fatih’ i evliyalarla konuşan mukaddes bir komutan değil; zeki, hırslı ve güçlü bir lider olarak resmetmiş kitap. Roman tadında okundu, bir hafta içinde bitti.
Mika Waltari isimli Finlandiyalı yazarın yazdığı Seyyah isimli romanı bunun hemen sonrasında okudum. Kanuni Sultan Süleyman - Muhteşem Süleyman - (ve tabi ki Hürrem Sultan) dönemini anlatan bu roman, sanırım bugüne kadar okuduğum en iyi tarihi romandı. Kitapta Topkapı Sarayı, Cezayirli korsanlar, Piri Reis, Mimar Sinan, Viyana kuşatması birer birer girip çıkıyor anlatıma. Bu tarz romanları sevmeyenlere bile rahatlıkla tavsiye edebilirim.
Şimdi ise Namık Doymuş’ un Doğan Kitap’tan çıkan İsyan İsyan isimli tarihi roman kitabını okuyorum. Yazarın anlatımını pek beğendiğimi söyleyemem. Bir türlü istediğim ritmi tutturamadım okurken. Ama Aydın ilinde ‘yarin yanağından gayri her yerde / her şeyde / hep beraber’ sloganıyla Osmanlı’ya isyan etmiş Şeyh Bedrettin müridi Börklüce Mustafa ‘yı, Serez çarşısında idamlarını, Sisam Paşa’ nın altı bin Osmanlı askerini Börklüce’ ye nasıl kırdırdığını anlatan çok da fazla kitap yok. Bireysel mülkiyetin yok edilmeye çalışıldığı dünyadaki belki de bu ilk deneyim, sanki hiç yaşanmamış gibi geçiliyor tarih kitaplarımızda. Oysa ki Yıldırım Beyazıt’ ın Ankara savaşında Timur’a yenilmesi ile başlayan ve 11 yıl süren Fetret Devri, neredeyse Anadolu’da Osmanlı varlığının yok olduğu, sonrasında küllerinden yeniden doğup üç kıtaya yayıldığı bir kargaşa zamanını kapsıyor.
Bize tarihimizi yanlış öğretenler utansın. Ne kadar karmaşık, ne kadar renkli, ne kadar soylu bir tarih oysa Anadolu’ da var oluşumuz. Bizim resmi öğretimiz ise : Almanlar yenilince biz de yenik sayıldık !
Okunacak ne kadar çok şey var, okuyacak ne kadar az zaman var.